Hakkımda
Bağlantılarım
*
*
*
*
Kategoriler
Arkadaşlarım
|
RENKLER VE ANLAMLARI
YEŞİL: Doğanın ve baharın rengidir. Dinginlik, istikrar, tazelik ve sakinliği çağrıştırır. Güven veren renktir. O yüzden bankaların logolarında hakim renktir. Yeşil yaratıcılığı körükler. Bu yüzden büyük lokanta mutfaklarında yeşil tercih edilir. Hastanelerde de yeşil rahatlatıcı özelliği nedeniyle kullanılır. Evrensel sevgi, huzur, yenilenme, güven verme, çevresel farkındalık, denge ve barış gibi duygular yaratır. Sakinleştiricidir. Rengin farklı tonları farklı mesajlar iletir. Koyu Yeşil: Soğukluk, erkeksilik, tutuculuk ve zenginlik kavramlarını ifade eder. Zümrüt Yeşili: Ölümsüzlük Zeytin Yeşili: Barış
SİYAH: Tartışmalı bir renktir. Bir taraftan karanlık güçler, suç ve kötülük ile düşünülürken diğer taraftan sadakat, sebat, dayanıklılık, ihtiyat, bilgelik ve güvenilirlik ile ilişkilendirilir. Bir tarafta yönetim ve güç anlamına gelirken diğer tarafta acı, keder ve yas anlamına gelir. Bizde ve batıda siyah matemi temsil ederken Japonya'da siyah mutluluktur. Siyah fonda kullanılırsa karamsarlığı çağrıştırır.
MAVİ: Mavi, gökyüzünün ve geniş ufukların, denizin simgesidir. Sınırsızlığı ve uzak bakışlılığı simgeler. Huzuru temsil eder ve sakinleştirir. Araplar mavinin kan akışını yavaşlattığına inanır, nazar boncuğu o yüzden mavidir. Mutluluğun rengidir. İştah kapatıcı bir renktir. Düzeni çağrıştırır. Bu nedenle üniformalarda ve resmi görevlilerin giysilerinde tercih edilir. Koyu mavi sonsuzluk, açık mavi hayal etkisine sahiptir.
MOR: Eskiden beri ihtişam ve lüksün son basamağı olarak düşünülür. Traih ve yüksek sınıfların, saray mensuplarının daima morla bezendiklerini kaydeder. Nevrotik duyguları açığa çıkardığından, insanların bilinçaltını korkuttuğu saptanmıştır. Asilliği ve kendine güvenmeyi ortaya koyar. Sanatçı kişilik, düşünce ve morla birleşiktir. Fizksel anlamda duyarlılığı, hassasiyeti, duygusallığı, hüznü, melankoliyi, gizemi, esrarengizliği ve erotizmi ifade eder. Psikolojik açıdan hayale daldıran, anıları uyarıcı mistik bir etkiye sahiptir.
LACİVERT: Saygınlığın, tutuculuğun bir ifadesi olup düzeni temsil eder. Toplumsal olarak onur, zenginlik, düzen, klasik görünüş ve statüyü simgeler. Sonsuzluğu, otoriteyi, verimliliği simgeler. O yüzden dünyadaki firmaların yarıdan fazlası logolarında laciverti kullanır. İnsanların üzerinde başarılı ve güçlü imajı bırakır.
BEYAZ: Temizliği ve saflığı ifade eder. İstikrarı, devamlılığı simgeler. Teslimiyet ve bağlanmayı, hoşgörüyü simgeler.
SARI: Zeka, incelik ve pratiklikle ilgilidir. Toplumsal yaşamı ve birlikte çalışmayı yansıtan bir anlamı vardır. Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin sembolüdür. Sarı ayrıca hüzün ve özlemin rengidir. Psikolojik olarak değişiklik, macera duygusu, sevecenlik, atılganlık, mutluluk, iyimserlik, neşe ve girişimcilik etkisi uyandırır. Toplumsal açıdan parlaklık, sıcaklık ve serbestliği çağrıştırır. Şakacılığı, aydınlığı, yaratıcılığı, samimiyeti ve hayata karşı rahat bir tututmu simgeler.
GRİ: Renksizdir. Güçlü bir duygu yansıtmaz. Duygusuzlığu, yavaş bir bitişi, yaklaşan ölümü simgeler.
PEMBE: Uyum, neşe, şirinliğin ve sevginin simgesi. Rahat hissettiren ve dinlendiren bir renktir. Bu yüzden bazı büyük mağazalar tezgahtarlarına pembe üniforma giydirir ki müşteriler kendilerini rahat hissetsin diye. Pembe aynı zamanda çocuk rengidir. Fiziksel anlamda çekingenlik, incelik, nezaket ve yumuşaklığı çağrıştırır. Psikolojik özelliği ise huzur ve güven verici, romantizmi, sevgiyi, şefkati ve dişiliği çaşğrıştıran bir etkiye sahiptir. Toplumsal açıdan kibarlığı, kadın zerafetini ve çekiciliği temsil eder.
KIRMIZI: Dikkat çekici bir renktir. Kırmızı renkteki kelimeler ve objeler insanların dikkatini hemen çeker. Canlılık ve dinamizmle ilgili bir renktir. Mutluluğu temsil eder. Bir işi sonuna kadar götüren azmi ve kararlılığı gösterir. İştah açar. O yüzden dünyadaki gıda firmalarının çoğu logosunda kırmızıyı kullanır.
TURUNCU: Bilgeliği ve dinselliği simgeler. Neşenin sembolü olduğu kadar sosyalleşme duygularına da etki eden bir renktir. Dışa dönük ve yaşam gücünü arttıran bir anlam yaratır.
KAHVERENGİ: Gerçekçiliğin, plan ve sistemin rengidir. Kansas Üniversitesinde bir sergide duvarların rengi değiştirilebilir hale getirilmiş. Fonda beyaz kullanıldığında insanlar sergide yavaş hareket etmiş. Fon kahverengiye döndüğünde ise insanlar müzede daha çok yeri daha az zamanda gezmişler. Kahverengi insanı hızlandırır. Bu yüzden fastfoodlar iç mekanda kahverengi kullanır. Ciddiyet, sıcaklık ve sağlamlık gibi hisler yaratır.
|
Tarih: 21:33, 14/6/2009 Kategori: GRAFIK TASARIM |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
OKUNABİLİRLİK
Özellikle geç modern dönem tasarımcılarının ihmal ettikleri okunabilirlik konusunu, modern sonrası tasarımcılar okunaklılıktan daha önemli görmüşler ve birincil amaçları olarak saptamışlardır. Çıkış noktaları, hiç bir içeriği ve işleve göndermesi olmadığı halde işlevci tasarımın oluşturduğu imajı kullanan ezbere tasarımların ortalıkta dolaşıyor olmasına karşı gelmektir. Onlara göre işlev yalnızca sade ve okunaklı tasarımda aranmamalıdır. Kuramcı Lorraine Wild bu konuda şöyle der: " İşlevciliği yalnızca modernizmle bağdaştıranlar olsada , işlevcilik tasarım kelimesinin kendisinin anlamında görülebilir: Arzu edilen etkiyi üretmek için uygulanan hareketler serisi."
İşlevci tasarımcının neredeyse basit ve aşağılık gördüğü sıradan güzelin, geri kazanılmak istenmesi ise okunabilirliğe olan ilginin artmasının bir diğer nedenidir. Ürünün güzelliği, işlevini yerine getirmesinde ve içindeki zekada değil, sadece güzel olmasındada aranabilmelidir. Modern sonrası grafik tasarım, tasarımı, işlevini yerine getirdikten sonrada seyredilebilecek bir sanat nesnesi gibi görür. Bu yüzden kolay sıkılmayı ve 'Az daha fazladır' ı reddeder. Bütün o katmanlardaki, karmaşadaki ve içiçe geçmişlikteki öznesizlik ve belirsizlikteki amaç seyirciyi çekmek ve onu sıkmamaktır. İşlevciliğinin yanında kendi özgün tavrınıda sergilemiş olan Saul Bass bu konuda şöyle diyor:" Göründüğü gibi olan şeyler amaçlarını belirtir ve sonra sıkıcı olurlar. Belirsiz olan doğası gereği her zaman daha gizemli ve daha güçlüdür. Tansiyon yaratır, incelenmeyi irdeler, can kazandırır. Daha fazla keşfedilmesi gerektiği içinde yaşamy daha uzundur." Ne var ki okunabilirliği kuvvetlendirmek için grafik ürünün neredeyse bir resime dönüştürülmesi gerekmez. Ancak son yıllarda kendine ressam diyen grafik tasarımcılar olduğunu biliyoruz. Yerine getirilmesi gereken işlevin yok sayıldığı ve kişisel üsluplarla, seyircinin sadece grafik düzleme çekildiği ancak bilgi yada enformasyona ulaştırılmanın becerilemediği örnekler az değil. Okunabilirlik endişesini iyi özetlediğini düşündüğüm , okunabilirliğe öncelik veren tasarım anlayışına ve yukarda bahsettiğim ressam tasarımcılara destek veren bir yazıdan alıntı yaptıktan sonra okunaklılık konusuna geçmek istiyorum: "Güzellik sözcüğü, sizin ondan anladığınız bizim anladığımızdan farklı bile olsa güzellik anlamına gelir. Altınıda çizseniz, harflerin arasınıda açsanız, yarı-bold da dizseniz daha kesin bir anlam kazandıramazsınız ona. Bir cümle ya anlaşılır, ya anlaşılmaz. Onun anlaşılmasını sağlamak grafik tasarımcının (yada bazılarının hala adlandırdığı gibi tipografçının) değil, yazarın işidir.
Oysa bir mesajın görünümü, sunumu, yani okumadan önce görülen hali temel olarak grafik tasarımın konusudur. İnsanların çoğu yazılanın gerçek mesaj olduğunu düşünür. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Kamunun ilk gördüğü, mesajın görünüm ve sunumudur ki, mesajı gönderen hakkındaki fikrini biçimlendiren de budur. Grafik tasarımın asıl amacı duyguları uyandırmaktır. Herhangi bir sonuç çıkarmadan önce biçim ve yapıları algılarız ve bunlar da tabii ki pek çok farklı şekilllerde görünebilir gözümüze. İşte bu yüzden biz tasarımcılar görüntülerin, yazarlarsa sözcüklerin gücüne inanırlar."
-alıntı-
|
Tarih: 22:00, 11/6/2009 Kategori: GRAFIK TASARIM |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
ÇAĞIMIZIN ÖNEMLİ TÜRK GRAFİK TASARIMCILARI
Çağımızın önemli genç grafik tasarımcıları;
Emrah Yücel: Hollywood sinemasının film afişlerini tasarlamasıyla tanınır. Tasarladığı film afişleri arasında "Desert Saints, The Rules of Attraction, Charlotte Gray, The Guest, The Barber,Suddenly Naked, Spy Kids, 28 Days, Path to War, Onegin, On the Line, No Good Deed, Lantana, Kiss of the Dragon, Framed, 24 Hours, Enigma, Time Machine, The Four Feathers, Jersey Girl, Chicago, 007 James Bond, Frida, The Hours, Karşınızda Peter Sellers, Soğuk Dağ, The Big Bounce ve Kill Bill" yer alıyor. Türk sinemasında ise "Mumya Firarda, Asmalı Konak ve Vizontele Tuuba" filmlerinin afişlerini tasarladı.
Ali Batı: Başarılı reklam ve tasarım çalışmalarıyla en çok ödül alan tasarımcılardan biridir. Grafikerler Meslek Kuruluşu (GMK) tarafından 2007 yılının en iyi grafik tasarımcısı seçilmiştir.
Fatih Özdemir: 1978 Ankara doğumlu tasarımcı İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar ve aynı üniversitede yüksek lisans eğitimi görmüştür. Hazırladığı bir çok tasarım konsept açısından özgün ve kayda değer işlerdir. Kendisi aynı zamanda ciddi bir fotoğraf sanatçısıdır.
Kerem Beyit: Türkiye'nin en iyi illustratörlerinden biri. Elle çizdiği işleri photoshopla kusursuz hale getiren bir sanatçıdır. Türkiye'nin en iyi fantastik ressamıdır. -ALINTI-
|
Tarih: 20:57, 2/6/2009 Kategori: GRAFIK TASARIM |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
CUMHURİYET DÖNEMİNİN ÖNEMLİ TÜRK GRAFİK TASARIMCILARI
İhap Hulusi Görey (1898 - 1986): Görey, Türk grafik sanatının kurucusu ve reklamcılığın ilk büyük isimlerindendir. En çok bilinen işleri Türk markaları için yaptığı tasarımlardır. Bir çok devlet kurumununun kurumsal kimliğini oluştururmuş ve bunları yaparken aslında yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumsal kimliğini yaratmıştır. Zamanla afiş çalışmalarına ağırlık veren İhap Hulusi, afişi yaparken "Buluş"un önemine değinerek "Seyredenlerin ilgisini çekmeli ve düşündürmeli" diye yorumladı. İlk afiş siparişini 1927'de aldı; bu, İzmir'den İnci Diş Macunları'nın reklam afişi idi. İhap Hulusi, birçok gazete ilanı ve afiş siparişi almaya başlayınca 1929'da İstanbul'da ilk atölyesini kurdu. Kulüp Rakısı etiketi(1930) ve Atatürk'ün siparişi üzerine Türk alfabesinin kapağını (1932) tasarladı, Ziraat Bankası, Türkiye İş Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Garanti Bankası, Sümerbank, Emlak Kredi, Türk Ticaret Bankası, Maliye Bakanlığı (tahviller), Türk Hava Kurumu, Kızılay, Yeşilay, Tariş, Zirai Donatım Kurumu ve birçok özel kuruluşa çeşitli çalışmalarıyla hizmet verdi. Tayyare Piyangosu (bugünkü adıyla Milli Piyango) idaresi için 45, Tekel İdaresi için 35 yıl çalışan İhap Hulusi, bu süreçte yurtdışında da adını duyurdu. Bayer'in afiş ve etiketleri, Mısır'ın Tekel İdaresi, Devlet Demir Yolları ve şehir hatlarına ait ve ilanları, ünlü İngiliz viskisi John Haigh'ın, İtalyanların Cinzano ve Fernet Branca'sının afiş ve etiketleri İhap Hulusi tarafından yapıldı.
Eli Acıman: Türkiye'nin ilk reklam ajansı kurucusudur.1944 yılında Eli Acıman, Vitali Hakko ve Mario Beghian ile birlikte "Faal Reklâm Acentası"nı kurar. Eli Acıman, eğitimini yarıda bırakarak İngiltere'ye gitmiş ve gazetecilik eğitimi almış 25 yaşındaki bir gençtir o zaman. Vitali Hakko ise Mahmutpaşa'da şapkacılık yaparken, Mario Beghian da Koç şirketlerinde çalışmaktadır. Ancak işler umulduğu gibi gitmeyince Hakko ve Began kısa bir süre sonra bu ortaklıktan ayrılırlar. Ayrılıktan sonra Eli Acıman, 1946 yılında Vehbi Koç ile tanışırak Koç şirketlerinin reklâm işlerini alınca geniş bir iş imkânına kavuşur. Böylece gelişmeye başlayan firma, 1957 yılında Eli Acıman, Arif Erdemir ve Nesim Matan'ın 50'şer bin lira ve eşit şartlarda ortaklığı ile şirketleşerek "Faal Ajans" adını alır. Eli Acıman üç yıl kalmak üzere ABD'ye gider. 1960 yılında döndükten sonra ajansın işleri çığ gibi büyür ve 1965 yılında genişleyen iş hacminin de etkisiyle ortaklar dostça ayrılırlar. Eli Acıman "Manajans", Arif Erdemir de "Yeni Ajans" adıyla yollarında devam ederler. Bu ayrılık esnasında ortaklar müşterilerini de ikiye bölmüşlerdir. Ayrılıktan sonra her iki firma da müşteri portföylerine yeni isimleri ekleyerek bugün ülkemizin iki dev reklâmcılık kuruluşu haline gelmişlerdir.
Hamit Aytaç: Türk matbaacılığına çinkografi, çelik üzerine resim ve yazı hakketme yani gravür, kabartma ve lüks baskı tekniğini de ilk getirenlerdendir. İstanbul'da en yeni camilerden olan Şişli Camii'nin eşsiz yazıları ile bir çok evlerde, salonlarda ve işyerlerinde Mısır ve Irak'ta, hatta dünyanın her yerinde onun binlerce nefis yazısı vardır.
Emin Barın: Türk hattat ve cilt sanatçısı. Yedi yaşındayken babasından hat öğrenmeye başladı. İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra İstanbul?a gitti. 1932'de İstanbul Muallim Mektebini, 1936'da Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Resim-İş bölümünü bitirdi. Kamil Akdik ve Necmeddin Okyay'dan hat dersleri aldı. Hat ve cilt sahasında ihtisas yapmak için Almanya'ya gönderildi. Oradayken hazırladığı Olimpiyat Kitabı ile Hamburg Kitap Sergisinde birincilik ödülü kazandı. 1943 senesinde Türkiye'ye dönerek İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisinde Hat ve Cilt Sergisi açtı. 1958 senesinde Fatih Divanı kitap cildiyle Milletlerarası Brüksel Sergisinde birincilik ödülü kazandı.1977'de Dublin Sanat Akademisinde, 1983'te Paris'te UNESCO Genel Merkezinde, 1985'te Münster'de hat sergisi, 1986'da İslam Kültür Merkezinde ikinci defa cilt sergisi açtı. 1983'te emekliye ayrılan Emin Barın 1984'te Ya Rahim adlı eseriyle Türkiye İş Bankası Süsleme Büyük Ödülünü kazandı. İslamabad Kültür Merkezinin yazıları, Anıtkabir'deki yazıları, Yunus Emre'nin mezar yazıları onun önemli eserlerindendir. 1987 yılında ölen Emin Barın'ın 200'ü aşkın eseri vardır.
Mithat Özar: 1924-27 yılları arasında Beyoğlu'ndaki atölyesinde sinema kapılarına çok büyük boy sinema afişleri yapmıştır. Grafik tasarımların resim ile iç içe olduğu dönemde Paris'e gidip resim eğitimi alarak yurda dönmüştür. Grafik tasarım tarihi açısından önemi, 1932 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Afiş Atölyesinin başına getirilmiş olmasıdır. 1937'de Güzel Sanatlar Akademisinin düzenlemiş olduğu sergide Mithat Özar'ın, Güzel Sanatlar Akademisi sergi afişi ve Florya afişi, akademik ortamda yaratılan ilk sanatsal ve profesyonel afiştir.
Kenan Temizan: 1920'li yıllarda Berlin Güzel Sanatlar Akademisini bitiren, aynı yıllarda Süsleme Sanatları Okulunda çalışan Kenan Temizan Almanya'da büyük film şirketlerinde (Ufa ve Tobis) afişler yaptı. 1943 yılında Türkiye'ye dönerek, Akademide dekorasyon ve tekstil alanında çalışmaya başladı. Kenan Temizan, afişlerini foto-grafik tekniklerle ve figüratif yaklaşımlarla üretti. Hızla gelişen basım teknolojisi tasarımcıya yeni olanaklar sundu. Kenan Temizan, güçlü deseni, renkçi yaklaşımı, seçkin kompozisyon anlayışı, ritmik, akıcı tipografi kullanımıyla çalışmalarında çağdaş dili yansıtmayı başardı. Kenan Temizan 1951 yılında NATO'nun açtığı uluslar arası afiş yarışmasında üçüncülük ödülü aldı. Yine 1200 kişinin katıldığı Avrupa Birliği Afiş Yarışması'nda da birincilik ödülü kazandı. Temizan, Almanya?daki uygulamalarının kazandırdığı ustalıkla ülkemizde yaşanan tipografi sıkıntılarını aştı.
Atıf Tuna: Uzun yıllar Tekel Genel Müdürlüğünde ressam ve dekoratör olarak çalışan Atıf Tuna grafik sanatı tarihi içinde anılması gereken isimlerden biridir. 1938 yılında Samsun sigarasının amblem ve tüm ambalaj tasarımlarını yapan sanatçı yalnızca bu çalışmalarıyla değil posta pulu ve amblem konularında kazandığı birincilik ödülü ve aldığı mansiyonlarla da tanınmaktadır. Münif Fehim ve İhap Hulusi ile aynı kuşaktan olan Atıf Tuna, Tekel idaresi için hazırladığı Rize Çayı afişinde, siyahbeyaz tekniğiyle yazıyı 1960'lı yıllara göre çok daha iyi çözümlemiştir. Tekel için yaptığı likör afişi de başarılı afişlerdendir. Ayrıca Akbank için yaptığı afişte ışık gölge kullanılarak siyah beyaz çalışmada etkili bir sonuca ulaşılmıştır.
-ALINTI-
|
Tarih: 20:53, 2/6/2009 Kategori: GRAFIK TASARIM |
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı |
|
|